NASIL DÜŞÜNÜYORSAN  O HALDE VARSIN!

  “Düşünüyorum, o halde varım.” da şimdi ben bunu niye düşünüyorum? Nasıl varım hayatın içinde?

Hayatımı şekillendiren düşüncelerim ise nasıl düşünmeliyim ki nasıl var olayım?

Yandı beyinlerimiz. Soğumaya, düşünürken farkında olmaya ihtiyacımız var toplum olarak. İki bakış açısıyla değerlendirelim. Zihin yaklaşımıyla. Enerji yaklaşımıyla.

Beyin uçsuz bucaksız, hala araştırılan ve anlaşılmaya çalışılan mükemmel bir yapı. Zihin yaklaşımına göre beynin insanı yönlendirdiğini düşünürsek bilinçli zihin ve bilinçdışı zihin kavramlarını anlamak gerekir. “Bilinç, düşüncenin biz uyanıkken farkındalık içinde kullanımıdır. Düşünme süreci bilinçaltında gerçekleşirken sonuçları bilincimizle fark ederiz. Bilinçli zihnimiz bilgileri parçalara ayırıp mantıksal ve doğrusal sonuçlara ulaşırken; mevcut andaki farkındalığın dışında kalan herhangi bir olguyu anlatmak amacıyla kullandığımız bilinçdışı zihin ise her şeye bütün olarak sahiptir. Sezgisel, çağrışımsaldır. Sınırsız odaklanabilir, yetenekleri çocuksudur. Yaşadığımız her şeyi kaydeder, inanç kalıplarımız burada saklanır.”

Değişim bilinçdışı düzeyde başlar. Oluşturduğumuz inanç kalıplarını değiştirmediğimiz sürece, aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaya mahkumuz; çünkü aslında zihnimiz biz ne istiyorsak onu bize vermek için elinden geleni yapar. İşte tam olarak da bu yüzden mükemmel bir yapı. Kendine sürekli “ Ben çok şanssızım, hep benim başıma gelir böyle şeyler zaten.” diye yakınan arkadaşınız baya baya haklı. O, farkında olmadan oluşturduğu bu inanç kalıbıyla önüne çıkan şansı/fırsatı görmemek için tasarladı hayatını. Hayatınızdaki “şeylere” yüklediğiniz inanç kalıplarına bakın, bir de hayatınızda nasıl var olduklarına, benzerliğe inanamayacaksınız. Mesela para, sizin için harcanan bir şeyse harcıyorsunuzdur ve o sizi yönetiyordur; kullanılan bir şey ise onu kullanıyorsunuzdur ve siz onu yönetiyorsunuzdur.

Gelelim enerji yaklaşımına. “Etrafımızda gördüğümüz her şey enerjidir, yani fiziksel evren, değişik titreşim frekanslarından oluşmuş bir enerjidir. Enerji farklı hızlarda titreşir, bu yüzden de inceden yoğuna farklı niteliklere ve çeşitlere sahiptir. Düşünce, nispeten ince, hafif ve bundan dolayı da çok hızlı ve kolayca değişebilen bir enerji şeklidir. Enerji manyetiktir, belirli bir titreşime sahip enerji, kendisine benzer nitelik ve titreşime sahip enerjiyi çekme eğilimi gösterir. Düşünce ve duygular da manyetik enerjiye sahiptir; bunun sonucu olarak benzer yapıdaki enerjileri kendilerine çekerler. Bir şeyi yaratırken, önce düşünce şeklinde yaratırız. Düşünce gibi hafif ve hızlı değişen enerji, maddeye dönüştüğünde ağır, durağan bir forma dönüşür. Elimizdeki kalemin bile daha önce bir başkasının düşüncesi olduğu fikrini unutmamak gerekir. Hayatta en çok düşündüğümüz, en güçlü biçimde inandığımız, en derinden beklediğimiz ve/veya hayalimizde en canlı şekilde canlandırdığımız şeyleri kendimize çekeriz.”  Burada -aklıma anneleri çiçeklerle konuşanlar ve çiçeklerdeki değişimi görenler beni çok iyi anlayacaklardır- demek geldi ve güldüm.

  Kısa lafın uzunu, farkında olmadan hepimiz o kadar çok düşünüyoruz ve düşündüklerimizin o kadar azını biliyoruz ki iyi/kötü yaşadıklarımızı sorguluyoruz her an.  “Bu benim başıma neden geldi? Ben bunu hak edecek ne yaptım.” diyoruz.

Senin başına geldi ve sen bunu hak ettin: çünkü sen o’nun kendisiydin, kendisisin.

Şimdi. Sen hangi düşüncenin kendisi olacaksın? Hangi halde varsın?

0 Yorum

Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir